Diyabetle sağlıklı yaşam mümkün – Formsanté

Aralık 19, 2022 0 Yazar: admin

Dünya çapında sık görülen diyabet hastalığı, kontrol altında tutulması halinde hastalar yaşam boyu sıkıntı yaşamıyor. Bunda düzenli hekim kontrolü ve yaşam şekli değişikliği gibi faktörler büyük önem taşıyor.
Yazı: Ayşegül Uyanık Örnekal
Diyabet (diabetes mellitus), insülin hormonunu kontrol eden problemlerden kaynaklanan metabolik bir hastalığı tanımlıyor. Belirtileri, kandaki normalden yüksek glikoz (şeker) seviyelerinin bir sonucu olarak kendi gösteriyor. Karbonhidrat, şeker ve yağ içeren gıdaların tüketilmesine yanıt olarak normal miktarlarda insülin salgılaması bozulduğunda diyabet gelişiyor. Sağlıklı insanlarda pankreasın, şeker ve yağların kullanımına, depolanmasına yardımcı olmak için insülin salgıladığını belirten Kadıköy Florence Nightingale Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı ve Fitoterapist Prof. Dr. M. Hakan Terekeci, “İnsülin, kan dolaşımındaki şeker miktarını düşürüyor. Buna bağlı olarak kan şekeri seviyeleri de düştükçe, normalde pankreastan insülin salgılanmasını da azaltıyor. Diyabetli kişiler ya çok az insülin üretiyor ya da normal miktarlarda insüline uygun şekilde yanıt veremediğinden sonuçta kan şekeri yükseliyor” diyor.
Tip 1 diyabet, 20 yaş altında görülüyor
Diyabet, Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki türe ayrılıyor. Tip 1 diyabet, juvenil/genç diyabet olarak da adlandırılıyor. Tip 2 diyabetten farklı olan bu türde pankreasın insülin üreten hücreleri bağışıklık sistemi tarafından yok edildiğinde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla insülin üretilmiyor ve kan şekeri seviyeleri kontrol edilemez hale geliyor. Tip 1 diyabet, genellikle 20 yaşına gelmeden önce, daha genç yaşta gelişme eğiliminde oluyor. Tip 2 diyabette insülin üretiliyor ancak ya yeterli olmuyor ya da kişi buna uygun yanıt vermiyor, ki bu durum “insülin direnci” olarak adlandırılıyor. Genellikle 40 yaşın üzerindeki, özellikle de aşırı kilolu kişilerde Tip 2 diyabet görülüyor.
Tip 1 diyabette belirtilerin genellikle Tip 2 diyabete göre daha erken ve daha genç yaşta ortaya çıkarak, daha şiddetli semptomlara yol açtığını belirten Prof. Dr. Terekeci, şöyle devam ediyor: “Bazı durumlarda Tip 2 diyabetin belirti ve semptomları hafif olabileceğinden, bazen diyabet tanısı uzun sürede konulabiliyor. Bu da sorunun daha da kötüleşmesine ve uzun vadeli hasarların gelişmesine neden oluyor. Bunun nasıl olduğu halen tam olarak bilinmemekle birlikte, yüksek kan şekerine uzun süre maruz kalmak kan damarlarını, kalbi, gözleri, uzuvları ve organları etkileyen sinir liflerine zarar verebiliyor. Aslında hiperglisemi veya yüksek kan şekeri seviyeleri, diyabetin (hem Tip 1 hem de Tip 2) ve prediyabetin (diyabet öncesi) belirgin işareti oluyor. Diyabet tedavi edilmediğinde; koroner kalp hastalığı olasılığının artması, hamile kalmada zorluk ya da riskli hamilelik, görme kaybı, sindirim sorunları ve daha birçok komplikasyona neden olabiliyor. Gestasyonel (gebelik) diyabeti olan kadınlarda genellikle hiçbir belirgin semptom görülmüyor. Bu nedenle risk altındaki kadınların komplikasyonlarını önlemek ve sağlıklı, canlı bir hamilelik sürdürmek için gebeliğin belirli dönemlerinde bazı testler yapılması ve gebelik süresince izlenmesi önem taşıyor.”
Düzenli doktor kontrolü önemli
Diyabet komplikasyonları olan birçok kişide belirgin semptomlar olmadığından, öncesinde yapılan kontroller göz, kalp, sinir sistemi ve böbrek başta olmak üzere birçok sistemin korunması açısından büyük önem taşıyor. Kişinin kendini kalp sorunları açısından daha yüksek bir riske atmadığından, normal kan basıncı, kan kolesterolü ve trigliserit (lipid) düzeylerini koruduğundan emin olması için hekim kontrolünün önemine değinen Prof. Dr. Terekeci, önerilerini sıralıyor: “İdeal olarak, kan basıncı 130/80’i geçmemeli. Ayrıca sağlıklı bir kiloyu korumaya ve genel olarak çoğu hastalığın temelinde rol oynayan inflamasyonu azaltmaya çalışmalı. Bunu yapmanın en iyi yolu da işlenmemiş gıdalarla sağlıklı beslenmenin yanı sıra egzersiz yapılması ve ortalama altı-sekiz saat kaliteli uyku…”
Dengeli diyet ve egzersiz yapmak gerekiyor
Sağlıklı bir diyabet diyet planının parçası olarak, işlenmemiş, tam tahıllı gıdaları tüketip, ilave şeker, trans yağlar, işlenmiş tahıllar ve nişastadan kaçınarak kan şekeri normal aralıkta tutulabiliyor. Taze sebze ve meyvelerin tüketimi ise büyük önem taşıyor. Bu noktada glisemik indeksi yüksek olan muz, üzüm, incir, kavun ve karpuzdan sınırlı tüketmek gerekiyor. Özellikle kırmızı ve mor meyvelerin (yaban mersini, çilek, ahududu, kiraz, vişne gibi) içeriğindeki antioksidan maddelerden dolayı daha sık tüketilmesini öneren Prof. Dr. Terekeci, “Günlük kilo başına 30 ml su tüketimi hem şeker kontrolü hem de şekere bağlı oluşabilecek böbrek problemlerinin önlenmesinde çok önemli. Fiziksel hareketsizlik ve obezitenin, Tip 2 diyabetin gelişimiyle güçlü bir ilişkisi var. Bu nedenle semptomları kontrol etmek ve kalp hastalığı gibi komplikasyonların riskini azaltmak için egzersiz yapmak gerekiyor. İnsanların düzenli fiziksel aktivite ve düşük şeker, rafine yağlar ile işlenmiş gıdalardan kaçınarak kilo vermesi sonucu, diyabet riski önemli ölçüde azalabiliyor. Örneğin, Keto diyeti bu gereksinimleri karşılayarak, daha az insülin salgılanmasına neden oluyor” diyor.
Vücudun farklı bölümlerini etkiliyor
Sinir hasarını önlemeye veya geciktirmeye yardımcı olmanın en iyi yolu, kan şekeri seviyesini düzenlemekten geçiyor. Sinir hasarının sindirim organlarını etkilemesi nedeniyle sindirim sorunları yaşıyorsanız, sindirim enzimleri, probiyotikler ve kasları gevşetmeye, bağırsak sağlığını iyileştirmeye ve semptomları kontrol etmeye yardımcı olabilecek magnezyum gibi takviyelerden yararlanılabiliyor. Hormonal dengesizlikler, cinsel işlev bozuklukları ve uyku sorunları gibi diğer sorunlar da diyetin, besin alımının, stres seviyesinin iyileştirilmesi halinde büyük ölçüde azalıyor.
Diyabet hastaları, sağlıklı insanlardan daha fazla bakteri, mantar ve maya enfeksiyonu geçirme eğiliminde oluyor. Dolayısıyla diyabet hastalarının kan şekeri seviyesini yöneterek, iyi hijyen uygulayarak ve cildi uçucu yağlar gibi doğal yollarla tedavi ederek cilt problemlerini önlemeye yardımcı olması gerekiyor.
Prof. Dr. Terekeci, diyabetin göz ve böbrek sağlığında soruna yol açabildiğini belirterek, şunları anlatıyor: “Diyabet hastalığında şekerin kötü kontrolüne bağlı olarak görme kaybına kadar uzanan birtakım bozukluklar oluşabiliyor. Fiziksel olarak aktif kalmak ve sağlıklı bir diyet sürdürmek ise kan şekerini kontrol ederek, görme kaybını önleyebiliyor veya geciktirebiliyor. Diyabette böbrekler zaman içinde şekerin kontrolüne göre etkilenebiliyor. Kontrolsüz yüksek kan şekeri düzeyleri böbreklerde diyalize uzanan ciddi problemlere yol açabiliyor. Bu nedenle şekerin kontrol altında tutulması ve yeterli miktarda su tüketimi önem taşıyor.”

BİTKİSEL TAKVİLER DE KULLANILABİLİYOR
Diyabette yaygın olarak kullanılan kimyasal ilaçların yanında destek olarak birtakım bitkisel tedaviler ve takviyelere de yer verilebildiğini belirten Prof. Dr. Terekeci, “Zeytin yaprağı ve zeytinden elde edilen oleuropein, tarçın, alıç, berberin, alfa lipoik asit, Omega-3 yağ asitleri, deve dikeni, çemen otu, yeşil çay kateşinleri, üzüm ve çekirdeğinden elde edilen resveratrol, soğan ve kırmızı elma kabuğundaki kuersetin, krom, magnezyum ve çinko en yaygın kullanılanlar arasında yer alıyor” diyor.
Prof. Dr. M. Hakan Terekeci, Tip 1 ve Tip 2 diyabette en sık görülen bulguları şu şekilde sıralıyor:
“Stres; şeker dengesini bozmakla kalmıyor, aynı zamanda birçok sağlık sorununa da davetiye çıkarıyor. Son zamanlarda stres, kalp ve damar hastalıkları açısından sigaradan bile daha önemli bir risk faktörü olarak tanımlanıyor.”
İLGİLİ İÇERİKLER



source

Linkler